1. DEMİREL KARARI (C-12/86; 30 Eylül 1986)

 

  Dava Konusu ve Divana İntikali

 

            Meryem Demirel adlı vatandaşımız, 1981 yılında evlendiği eşini ziyaret amacıyla 1983 yılında oğlu ile birlikte, geçici bir vizeyle Almanya’ya gitmiştir. Demirel’in eşi de, Almanya’ya aile birleştirmesi çerçevesinde giden ve o tarihten itibaren Almanya’da yasal olarak istihdam edilmekte olan bir Türk vatandaşıdır.

            Meryem Demirel, 1984 yılında Almanya’dan ayrılacağını resmen beyan etmiş olmasına rağmen süresi sınırlı vizesinin bitiminde hamile olduğunu ve geçimini sağlayacak başka bir kaynağı olmadığını gerekçe göstererek Almanya’yı terketmemiş, bunun üzerine bulunduğu ilin idaresi 5 Haziran 1985 tarihine kadar ülkeyi terketmediği takdirde sınırdışı edileceğine dair bir karar almıştır. Meryem Demirel, 12 Haziran 1985’te gene hamile olduğunu ileri sürerek yukarıdaki karara itiraz etmişse de bu itirazı reddedildiği için sözkonusu kararın iptali için Stuttgart Idare Mahkemesine başvurmuştur.

            Stuttgart Idare Mahkemesi, il idaresinin kararının ulusal mevzuata uygun olduğuna karar vermiştir. Almanya Içişleri Bakanlığının 1966-1975 yılları arasındaki genelgeleri, Almanya’da 3 yıl yasal ikamet eden bir kişinin aile birleştirmesi çerçevesinde ailesini getirebileceğini öngörmekte iken aynı Bakanlığın 1982 ve 1984’teki genelgeleri bu süreyi 8 yıla çıkarmıştır. Buna göre Meryem Demirel’in 1979’dan beri Almanya’da yaşayan eşinin, Meryem Demirel’i aile birleştirmesi çerçevesinde getirme hakkını ancak 1987 yılında elde edebileceği öngörülmektedir. Stuttgart Idare Mahkemesi, Meryem Demirel’in ulusal mevzuat uyarınca aile birleştirmesi çerçevesinde Almanya’da kalamayacağına hükmetmekle birlikte, adıgeçenin Türkiye-AT Ortaklık Hukuku bakımından bir hak elde edip edemeyeceği hususuna açıklık getirmek üzere aşağıdaki iki soruyu ön karar için Divana intikal ettirmiştir:

 

            i. Ankara Anlaşmasının 12. ve Katma Protokol’ün 36. maddesi Ankara Anlaşmasının 7. maddesiyle bağlantılı olarak, üye ülkelerde ikamet edenTürk işçilerinin serbest dolaşımına, mevcut bir idari uygulamanın değiştirilmesi yoluyla kısıtlama getirmeyi engellemek üzere doğrudan uygulanabilir mi?

            ii. Ortaklık Anlaşmasındaki “serbest dolaşım” kavramı, bir üye ülkede ikamet eden Türk işçilerine rüşt yaşının altındaki çocuklarını ve onlarla birlikte yaşayan eşlerini getirme hakkını verir mi?

 

            Ulusal mahkeme, bu sorularla ortaklık hukukumuzun yukarıda belirtilen maddelerinin, Topluluk hukuku kapsamında değerlendirilmeleri halinde, Türk işçilerinin, Almanya’nın aile birleştirmesine dair ulusal mevzuatına getirdiği kısıtlamalardan muaf tutulmalarını sağlayacak şekilde üye ülkelerde doğrudan uygulanıp uygulanmayacağı hususunu açıklığa kavuşturmak istemiştir.

 

 

Divanın Muhakemesi

 

            Davanın Divanda görüldüğü süreçte Almanya ve Ingiltere, Divanın, Ankara Anlaşması ve Katma Protokol hakkında yargılama yapma yetkisinin olmadığını iddia etmişlerdir. Ancak Divan, Haegeman adlı şahıs ile Belçika arasındaki 30 Nisan 1974 tarih ve C-181/73 sayılı kararına atıfta bulunarak, Konseyin, Topluluk Antlaşmasının 228. ve 238. maddeleri kapsamında imzaladığı her türlü anlaşmanın, Antlaşmanın 177 (1)(b) maddesine göre Topluluk Hukukundan sayılacağını ve ABAD’ın bu anlaşmalarla ilgili ön karar alabileceğini belirtmiştir.

            Almanya ve Ingiltere bu kez de Ankara Anlaşması ve Katma Protokol gibi Topluluğun üye olmayan bir devletle yaptığı karma anlaşmalarda  Divan’ın yorum yetkisi olmadığını iddia etmiştir. Ancak Divan, Ankara Anlaşmasının üye olmayan bir devletle özel ve ayrıcalıklı bir bağ yaratan ortaklık anlaşması olduğunu, bu nedenle, Topluluk Antlaşmasının 238. maddesinin, Topluluğa, üye olmayan bir ülkeye yönelik yükümlülüklerini yerine getirme sorumluluğu yüklediğini belirterek, Ankara Anlaşması benzeri karma anlaşmalarda ATAD’ın yorum yetkisinin bulunduğunu kaydetmiştir.

            Divan ön karar sorularıyla ilgili muhakemesinde aşağıdaki hususları belirtmiştir:

            Topluluk ile üye olmayan bir ülke arasındaki bir anlaşma hükmünün “doğrudan uygulanabilir” nitelikte sayılması için temel alınan ölçüt, sözkonusu hükmün lafzı ve ruhu itibariyle, ilave uygulama tedbirleri gerektirmeyecek derecede açık ve kesin bir yükümlülük içerecek şekilde düzenlenmiş olmasıdır. Ankara Anlaşmasının 12. ve Katma Protokol’ün 36. maddeleri esas olarak program belirleyici bir amaç içerdikleri için işçilerin serbest dolaşımını doğrudan düzenleyecek mahiyette kesin ve koşulsuz hükümler değildir. Bu çerçevede Anlaşmanın 7. maddesi de yukarıdaki maddelerle bağlantılı olarak yaptırım içermemektedir.

            Katma Protokol’ün 36. maddesi serbest dolaşımın kademelerini belirleme yetkisini Ortaklık Konseyine vermiştir. Bu husustaki tek Ortaklık Konseyi Kararı olan 1/80 sayılı karar Türk işçilerinin işe girme koşullarına yeni kısıtlama getirilemeyeceğini öngörmekte olup henüz münhasıran aile birleştirmesi hususunu düzenleyen bir ortaklık konseyi kararı bulunmamaktadır.

            Divan, muhakemesi sonucunda 1. soruya cevaben, Ankara Anlaşmasının 12. maddesi ile Katma Protokol’ün 36. maddesinin Anlaşmanın 7. maddesiyle ilişkili olarak doğrudan uygulanabilir nitelikte olmadığını ve bu yorum çerçevesinde 2. sorunun cevaplandırılmasına gerek bulunmadığını açıklamıştır.

 

Karar

 

            Ankara Anlaşmasının 12. ve Katma Protokol’ün 36. maddesi Ankara Anlaşmasının 7. maddesiyle birlikte değerlendirildiklerinde, üye ülkelerde ikamet edenTürk işçilerinin serbest dolaşımına, mevcut bir idari uygulamanın değiştirilmesi yoluyla kısıtlama getirmeyi engelleyecek şekilde doğrudan uygulanabilir etkiye sahip değildir.

 

  Sonuç

 

            Meryem Demirel Kararı, bu vatandaşımızın aile birleştirmesi hakkını  sağlamamakla birlikte, Türkiye-AT Ortaklık Hukukunun Topluluk Hukukunun bir parçası olduğunu teyit eden ilk Divan kararı olması açısından önem taşımaktadır.